
21 Aralık 2010 Salı
Hallac-ı Mansur

7 Aralık 2010 Salı
CARİYENİN AŞKI VE YAVUZ SULTAN SELİM HAN

Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona âşık olur. Lâkin umutsuz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı Halife-i Rûy-i Zemin, diğer tarafta basit bir cariye...
Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz boyutlara ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar verir. Lâkin aradaki uçurum cariyeyi iyice çıkmaza sokar ve kararsız hale getirir. Bir yandan aşkının dayanılmaz baskısı, diğer yandan aradaki devâsâ farkın kendini engellemesi arasında bocalayan cariye Halifenin karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamadığından, yazıyla ilân-ı aşk etmeye karar verir. Ve üç kelimelik bir not yazarak Halife hazretlerinin yatağına bırakır. Notta sadece üç kelime yazılıdır:
"Derdi olan neylesin?"
Akşam çadırına gelip de yatağının üzerinde küçük bir kağıt parçası bulan Yavuz Sultan Selim Han, kağıdı okuyunca bu notu yazanın, çadırını süpüren cariye olduğunu anlar. Ve kâğıdın arkasına cevabını yazar:
"Derdi neyse söylesin."
Kâğıdı aynı yere bırakır. Sabah olunca da çıkıp gider. Bir müddet sonra Cariye temizlik için çadıra geldiğinde ilk iş olarak kâğıdı arar. Kâğıdı bıraktığı yerde duruyor bulur. Kaparcasına kâğıdı alıp okuduğunda heyecanı bir kat daha artar. Halifenin cevabından cesaretlenen cariye, kâğıdı çevirip dünkü notunun altına şu cümleyi ekler:
"Korkuyorsa neylesin?"
Akşam olur. Halife çadıra döner. Kâğıdı okur ve cevabı yazar:
"Hiç korkmasın söylesin."
Sabah bu cevabı okuyan cariye artık kararını vermiştir: Aşkını bu akşam halifeye söyleyecek. Ne olacaksa olsun artık. Ve o gün temizliği bitirdiği halde gitmeyip Halifeyi beklemeye başlar. Yavuz Sultan Selim Han akşam çadıra dönünce cariyeyi kendisini bekler bulur. Cariye, Halifeyi görünce hemen ayağa kalkıp temenna durur. Yavuz Selim Han "Buyurunuz, sizi dinliyorum" deyince, cariye tüm cesaretini toplamaya çalışırken, titreyen ellerini gizlemek için elleriyle dirseklerini tutarak kollarını kavuşturur. Heyecandan yüzü kıpkırmızı olmuştur. Kalbi yerinden fırlarcasına atarken, titrek ve mahcup bir sesle: "Efendim..." der. "Cariyeniz... Size..." ve cümlesini tamamlayamadan yığılıp kalır.
Kalbine sığmayan aşkını söyleyemeden ruhunu teslim eden cariyenin, bu tertemiz aşkı karşısında Koca Halife gözyaşlarını silerek etrafındakilere şöyle der:
"Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin. Zira âşık, mâşukunun yolunda olur ve o yolda ölür."
26 Kasım 2010 Cuma
Pir' den
12 Kasım 2010 Cuma
Hz. Şems

11 Kasım 2010 Perşembe
ONE LOVELY BLOG AWARD
Güzel dervişim bana bu ödülü layık görmüş. Seve seve kabul ediyorum ve çok teşekkür ediyorum . Şimdi ödülün kurallarını yerine getirelim ve ödülümüzü paylaşalım :)
21 Ekim 2010 Perşembe
Fihi Ma Fih' den alıntı ( Mevlana )

18 Ekim 2010 Pazartesi
15 Ekim 2010 Cuma
14 Ekim 2010 Perşembe
4 Ekim 2010 Pazartesi

Öyle karanlık bir geceyim ki aya isyan ettim.Öyle kimsesiz ve yoksulum ki, yine de sultana isyan ettim.O güzeller güzeli lütfetti de çağırdı beni,Gitmiyorum evine, yoluna izine isyan ettim...İnatlar etse sevgilim, üzse beni, yine de "âh" demeyeceğim, "Âh" çekmeye de isyan ettim..Parayla, şanla, mevkiiyle çelmek isterler aklımı,Bilmezler paraya da, şana da, mevki ye de isyan ettim..Paslanmış bir demir zerresim ama yine de mıkantıslara isyan ettim..Kuru bir saman çöpüyüm ama kehribarlara isyan ettim..Öyle bir zerreyim ki ben, isyan ettim dört unsura..Havaya, ateşe, suya ,toprağa; İsyan ettim beş duyuya..Beş altı dediğin nedir ki senin..Öyle bir zerreyim ki ben, bir olan Allah'a isyan ettim..Sen bu söze dayanamazsın, çünkü suyun dışındasın..Şems'e benzediği için ben, güneşe isyan ettim.
Hz.Pir Mevlana Muhammed Celaleddin-i Rûm-î
1 Ekim 2010 Cuma
BarıÅ� Manço (Benden Öte Benden Ziyade)
Yükleyen barrlass. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.
Bu akşam yine garip bir hüzün çöktü üstüme
Hücrem soğuk bir tek sen varsın düşlerimde
Demir kapı yine kapandı ağır ağır üzerime
Kelepçeler yine vuruldu kilit kilit yüreğime
Derin derin soluyorum seni gecelerce
Duvarlara kazıdım ismini her köşeye
Dudakların şeker gibiydi
Baldan öte baldan ziyade
Pembe pembe yanakların
Gülden öte gülden ziyade
Sabret gönül sabret
Sakın isyan etme
Bir gün elbet bitecek bu çile
İsyan etme
Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze
Orda öyle bir isim var ki
Kuldan öte kuldan ziyade
Onu düşün ona sığın
O senden öte benden ziyade
Bir sabah elbet güneş de doğacak penceremde
Ama bil ki ateşin hala yanacak yüreğimde
Gözyaşlarım akıp gidecek
Selden öte selden ziyade
Bir canım var vereceğim
Baldan öte baldan ziyade
Sabret gönül sabret
Sakın isyan etme
Bir gün elbet bitecek bu çile
İsyan etme
Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze
Orda öyle bir isim var ki
Kuldan öte kuldan ziyade
Onu düşün ona sığın
O senden öte benden ziyade
Bir ben var ki benim içimde
Benden öte benden ziyade
Bir sen var ki senin içinde
Senden öte senden ziyade
Bir ben var ki benim içimde
Benden öte benden ziyade
Bir sen var ki senin içinde
Senden öte senden ziyade
27 Eylül 2010 Pazartesi
Mevlana Celaleddin Rumi

24 Eylül 2010 Cuma
günün sözü
23 Eylül 2010 Perşembe
Alıntıdır

27 Ağustos 2010 Cuma
Nazım Hikmet

26 Ağustos 2010 Perşembe
Can Dündar / Aceleye Gerek Yok ki

25 Ağustos 2010 Çarşamba

24 Ağustos 2010 Salı

"İnsanın özü temizdir, su gibi. Önemli olan, bunca kötülüğe, bunca zalimliğe, açgözlülüğe karşı özümüzü koruyabilmek. Dünyanın en zor işi bu. Gündelik hayat acımasızlık çarkı üzerinde dönüyor. Bizi masum özümüzden uzaklaştırmak için hayat birbirinden parıltılı ilişkiler sunuyor: Yalanla, sahtekârlıkla, bencillikle cilalanmış ilişkiler. Nefsimizin iştahını kabartacak renkli oyuncaklar. Ruhumuzu köle edip, aklımızı bedenimizin emrine sokmak için. İşte buna karşı uyarıyor bizi Mevlana Hazretleri. Ve kirlenmemiş olana, bulanmayana, donmayana övgüler düzüyor."
"Büyük sırlara ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım."
"Aşkın tek bedeli vardır, o da candır. Ölümle kutsanmayan aşk, aşk değildir."
"İnsanlar büyüyünce hislerine duydukları güven azalıyor. Görmedikleri, dokunmadıkları, işitmedikleri, koklamadıkları, tatmadıkları şeylere inanmıyorlar. Hayal kurma yeteneğini kaybediyorlar. Mucizelerin gerçek olamayacağını düşünüyorlar."
"Hadiste 'ölmeden önce ölünüz' denmiştir. Bu sözler, Allahın gerçek sevgilileri nasıl olmalıdır, onu anlatır. Manası şudur: Bu görünür dünyaya dair ne varsa hepsinden vazgeçin. Ama sadece maldan, mülkten, sevdiklerinizden, sevinçten ve mutluluktan değil, aynı zamanda acıdan, kederden, yastan ve üzüntüden de vazgeçin"
"İnsana duyulan aşk ölümlüdür, tıpkı beden gibi. Ölümsüz bir aşk için, ölümsüz bir varlığı sevmek gerek. Hiçbir zaman senin olmayacak, hiçbir zaman anlayamayacağın, hiçbir zaman doyamayacağın, hiçbir zaman kavuşamayacağın, hiçbir zaman terk edemeyeceğin bir varlığı"
"İnsana duyulan aşk da, Allah'a duyulan aşkın bir suretidir. O aşkın sureti bile o kadar güçlüdür ki, kişinin aklını başından alır."
"Mevlana, içindeki damlayı yok et ki deniz olasın der"
"Yolculuk sürüyor, arayışın bitmedi ki çaren bitsin. Yol çaredir. Yol aktığı sürece çare tükenmez."
"Külli aşka ulaşmak için cüzi olanı yaşamalısın"
"İlahi aşka düşen âşıklar, gerçek anlamda hiçbir zaman âşık oldukları varlığa ulaşamayacakları için içlerindeki sevda ateşi de hiç bitmeyecek. Her zaman bir ışığın peşinden düşe kalka yürüyecekler, yaklaştıkça ışık onlardan uzaklaşacak, tutkuları hiçbir zaman sona ermeyecek. Çünkü istekleri doyurulmayacak. Onların aşktaki doyumu tümüyle manevi."
"Aşıklar öyle bir dille konuşur ki, o dili ancak deliler anlar. Ve âşıkların yolu, kanunu ahlakı yoktur. Onların tek yolu vardır: Aşk. Onların tek yasası vardır: Aşk. Onların tek ahlakı vardır: Aşk. Onlar sadece aşkın diliyle konuşurlar, ilim ve aklın dili, aşkın bu renkli dilinin yanında sönmüş bir ateş gibi cansız kalır."
"Kadın ile erkeğin aşkı cüzidir, sınırlıdır, geçicidir, ateşi zayıftır, insan ruhunu olgunlaştıramaz, pişiremez, yakamaz."
"Bende bana dair hiçbir şey bırakmayan bu aşk hakiki hürriyettir der Mevlana"
"Mevlana der ki: Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim / Bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim / Bu sözleri sana, herkesin içinde söyleyeceğim / ama senden başka kimse duymayacak / Kimse anlamayacak."
"Aşk yolculuğu tek kişiyle başlar, maşukunu bulunca bir müddet iki kişiyle sürer, ama yolun sonunda yine tek başımıza kalırız. Bizde başlayan, bizde sona erer."
~
Ahmet Ümit - Bab-ı Esrar'dan alıntılar
20 Ağustos 2010 Cuma
alıntı

19 Ağustos 2010 Perşembe
Can Yücel

17 Ağustos 2010 Salı
3 Ağustos 2010 Salı
29 Temmuz 2010 Perşembe

27 Temmuz 2010 Salı

6 Temmuz 2010 Salı
Aşk Kendi Yarasını Sarar!

Hani arı soktuğunda, böcek ısırdığında pis kanı dışarı akıtırsın ya; acının görevi de budur. O dayanılmaz kalp sancılarıyla, pis kanı dışarı akıtır. O acıyı çekmeden temizlenmez yürek! Kanatarak, kanırtarak yapar işini acı.
Son yardımcı umuttur. Temizlenmiş, dağınıklığı atılmış ama boş duran kalbin içine girer. Yeni bir sayfayı açabilme cesaretini hissettirir. Hiçbir şeyin son olmadığını, daha güzeline, daha iyisine ulaşabileceğini anlatır. Ve bir gün, umudun söyledikleri gerçekleşir.
5 Temmuz 2010 Pazartesi
Can Dündar

...
2 Temmuz 2010 Cuma
29 Haziran 2010 Salı
günün sözü Neyzen Tevfik' den
Kusuruma Bakmayın Benim Canlar- Y.Erdoğan.
Kusuruma bakmayın benim, canlar, Bağışlayın beni. Ben davullara, bayraklara aldırmayan Bir padişahın yoluna deli divane olmuşum... Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben, Çok uzaklardan geçen bir hayal gibi...//Mevlana.
25 Haziran 2010 Cuma
Gözlerinde Bir Çocuk Arıyorum!

Bir adım ötede duruyor aşk, en azından duruyor zannediyorum. Henüz bilmiyorum. Olacaklardan da ürkmüyor değilim.
Kollarını açıp gelen, sarılıp sarmalamak isteyen bir adamın karşısında durup bakıyorum. Gerçek misin? Senden önce benzer insanlar durdu orada, onların da heyecanını gördüm. Aynı senin baktığın gibi, sevgi dolu gözleri vardı.
“Ben onlar gibi değilim” diyebilirsin. Senin yerinde olsaydım, ben de aynı sözleri ederdim, ne kadar diğerlerine benzediğimi bilmeden.
İki yol var önümde; ya ne olursa olsun diyerek dalarım aşkın denizine, ya kaçar giderim benim bunları kaldırmaya gücüm yok diye.
Gitmek işin kolay kısmı ve akıl önce kolayı seçiyor. Aslında zorla uğraşmayı da sevdim yıllardır ama tükenmiş bir anıma denk geldin. Tenim kadar genç değil kalbim, zaten zorla atıyor. Kaçmak ve yok olmak en kolayı, hiç değmemiş saymak kelimelerimi aklının derinliklerine, bunu yapabilirim.
Zor olan ise kalıp savaşmak! Ancak bu savaşın yel değirmenleriyle yapılacağı kuşkusu yiyip bitiriyor içimi. Havaya savrulan kılıcımın, sonunda kendime saplanacağından kokuyorum.
Akışına bırakabilirim her şeyi, ne olacaksa olsun diyebilirim. Sen nereye sürüklersen, oraya doğru giderim. Çarpıp durduğumda tekrar ayağa kalkar, yine yalnızlığıma sarılır, aslanlar gibi yürür giderim. Bu cesarete sahibim ama bir şartla, kalbime söz geçirmem gerekiyor.
İçim sana akmadan, hayale kapılmadan, sadece geleni görüp onunla yetinerek devam edebilirsem, zararsız çıkarım bu ilişkiden.
Ne garip değil mi? İki insan aşka karar verdiklerinde -çünkü sanılanın aksine aşk kimseyi hazırlıksızken yakalamaz, içinde ona yer açtığın için gelir, bunun farkında olmasan bile- yanlarında birikmiş korkuları da getirirler. Her iki tarafın endişeleri, beklentileri birikir ilişkinin üstünde. İlk başlarda havadan bile nem kapar, tecrübesi üstünde duranlar. Hemen vazgeçmeye meyillidirler. “Olmayacak” diye geçirirler içlerinden, bir ayakları yolda, diğeri kaldırımdadır.
Ben yine de denemekten yanayım. Bir kez daha yanılmak üzerine çıkabilirim bu yolculuğa. Bir daha düşebilirim, bir daha üzülebilirim. Her şey ve herkes kadar acır içim, en fazla birkaç gözyaşı dökerim. Bunca yaşanmışlıktan sonra, belki onu bile es geçerim.
Bir adım ötede duruyor aşk. Belki bu gece, ne çıkarsa bahtımıza diyerek uzatırım elimi, kim bilir? Gözlerine bakacağım bu gece, gözlerinin derinliğine, içinde aşka susamış bir çocuk arayacağım. Bulursam, belki ben de severim….
Candan Ünal
24 Haziran 2010 Perşembe
21 Haziran 2010 Pazartesi
TRENDY BLOG AWARD

- Bloğunuzda ödülle ilgili post hazırlamak (Size ödülü veren kişiye teşekkür etmek)
- Postunuzda, bu ödüle uygun bulduğunuz 10 blog arkadaşınızı belirtmek.
- Postunuz'da, ödülün logosunu yayınlamak (Trendy Treehouse URL linki vererek.)
- Ödülü verdiğiniz 10 blogcuya, aynı kurallarda kendi seçecekleri 10 blogcuya haber vermelerini sağlayacaksınız.
16 Haziran 2010 Çarşamba
15 Haziran 2010 Salı
7 Haziran 2010 Pazartesi
Bir saat beklemek çok uzun iş, aşk biraz ötede duruyorsa...
....
3 Haziran 2010 Perşembe
alıntı..
Doğdular, yaşadılar ve öldüler.
14 Mayıs 2010 Cuma
5 Mayıs 2010 Çarşamba
MEVLANA

alıntı...

Vardım Aşkın mutfağına, elime geçti demlik tenhamda, aldım içine Seni koydum yüreğimle Sevgili, Aşkın Ateş Ocağına attım Hasretinle yaktım altını, yandım ebedi, bekledim başında gah umutsuz, gah elemle, gah zamanlarım oldu muhabbetli Senli benli, sonra uzandım bardaklara, uzandım Sana, elime Sen geldin, aldım içlerinde bir tek Seni, doldurdum içine Sevgili; yüreğimi, aşkımı, hasaretimi, sevgimi... yani Seni doldurdum içine Ey Nazlı Sevgili. şimdi sundum demli çayımı Asil Yürekli; buyur iç içebildiğin kadar, doya doya, diz dize Ey Güzel Sevgili.
4 Mayıs 2010 Salı
Bağda binlerce ay yüzlü güzeller var. Güller ve misk kokulu menekşeler var."Oysa benim için senden başkası yok...(Hz. Mevlânâ)

Ey dost! Kentin o süflî, abûs çehresinden soyutlanarak sana gelirim. Maddî olan şeylerin kıymeti arttıkça dostluklarının ve dostlarının değeri tükenen şehir insanından kaçarak sana yönelirim. Çünkü ben kendimi, yani seni dahası sendeki beni aramak için gelirim.
Ey dost! "Herkesin kişisel bir menkıbesi vardır." derler. Benim menkıbemin başlangıcı da sonu da sendedir. Sen hep bana; "Odunların doğrusunu taşımayı" ögütlersin. Çünkü senin kapından eğri odun giremez. Kişisel menkıbemi ararken; rehberim, kılavuzum sen olursun hep.
Ey dost! Ummâna kavuşmak için ırmaklar nasıl mecrâlarını seçerse, ben de gönlümdeki ummâna giden yol olarak seni seçerim. Sana hep sâde ve susuz gelmek isterim. Gönlümün derinliklerine dalmanı, bütün yaralarımı sarmanı ve hasta rûhumu onarmanı beklerim.
Ey dost! Ben sana dostça seslenen bir âşık gibi gelirim... O dostuna diyordu ki: "Leylâ değilim dost, lâkin çöle çağırırsan gelirim. Sana "yalan" halde gelmem, toplarım özümü "yalın halde gelirim. Kapıyı çaldığımda "kim o" dersen, "sensin efendim" derim. Ben olmam kapında, "sen" olur gelirim. Sen "gel" de yeter ki, yola yük olmam, "yol" olur gelirim."
Ey dost! Senin huzûrunda ne gam ne keder nede dünyevî meşgaleler var. Çünkü sen her an O(c.c.)'nunlasın. Senin seyrin O(c.c.)'ndan O(c.c.)'na ve O(c.c.)'nunladır. Sende dâimâ O(c.c.)'nu hatırlatan bir şeyler var. Senin yanında birden başka bir âleme girmiş gibi olurum. Âlemim değişir .Dünyam kaybolur. Dahası ben kaybolurum. Bu yüzden hâlimi arz etmem imkânsızlaşır. Fuzûlîce sızlanırım hep: "Arz-ı hâl etmeye cânâ seni tenhâ bulamam Seni tenhâ bulicak kendim aslâ bulamam"
Ey dost! Hangi vakit yanında bulunsam hep aynı hislerle dolarım! Benim aradığım dünya işte bu dünyadır, bu âlem benim rüyâlarımın süsüdür.Ben hep bu hasret ile yanarım. Bütün sorularımın cevâbı sendedir. Ben hep bu ânı özlerim. Belki de beni bu hayata bağlayan çok az sebepten birisi; sen gibi hakîkî bir dostla buluşmaktır. Bir Allah dostunun söylediği gibi: "Beni bu dünyada tutan üç şey var. Allah için sevdiğim dostlarim, Namaz, Ve seherlerde kalkıp yaptığım gece ibâdetleri."
Ey dost! Senin yanında doktorun odasındaki hasta gibiyim. Heyecan, korku, sürûr; hepsi bir arada. Hem iyileşmek istiyorum, hem korkuyorum. Hem sana koşmak, hem de senden kaçmak istiyorum. Senin şefkat yüklü yüreğinde ısınmak, acıtan reçetelerinle tedâvî olmak istiyorum. Kimi zaman senden hiç ayrılmamak kimi zaman da hiç karşılaşmamayı diliyorum. Ne garip değil mi?
Ey dost! O kadar yakınımdasin ki; beni sen sanırım. Sana o kadar yakınım ki; seni kendim sanırım. Bağışla şaşkınlığımı. Bu hâlime anlam vermekte oldukça zorlanıyorum. Âşık bir gönlün serzenişini andırıyor benimkisi: "Bana öyle yakınsın ki Seni ben sandım Sana öyle yakınım ki Beni sen sandım Sen mi bensin?Ben mi senim?
Ey dost! Ancak seni görünce yüzüm gülüyor. Senin lâtif varlığın ve gönül çalan güzelliğin karşısında çâresizim. Bakışların bana mutluluk veriyor, kabıma sığmaz bir hâle bürünüyorum. Senin sevdâ ateşin öylesine yakıcı, öylesine derinden ki, bunu anlatmaya ne gücüm var ne de tahammülüm. Seni anlatmak âteşten kelimeler toplamak, bir yangına körükle gitmek gibidir biliyorum.
Ey dost! Derdimi kimseye dökemiyorum. Bu hâlimden dolayı beni kınıyorlar. Aldırış ettiğimi sanma. Sadece üzülüyorum. Anlaşılmak gibi bir derdim de yok. Her gün onlarca yüzle karşılaşıyorum. Ne var ki o yüzler bana tanıdık gelmiyor. Hep seni arıyorum. "Bağda binlerce ay yüzlü güzeller var. Güller ve misk kokulu menekşeler var."(Hz. Mevlânâ) Oysa benim için senden başkası yok.
Ey dost! "Sana âşık olduğum için bana öğüt veriyorlar. Öğüt bana ne yarar verir? Zehirli su içmişim. Bana şekerin ne yararı olabilir? Benim için ayağını bağlayın diyorlar. Oysa deli olan gönüldür. Ayağımın bağlanmasının ne faydası var?" (Hz. Mevlânâ) Züleyhâ'yı kınayanlar Yûsuf(a.s.)'un güzelliği karşısında ne yaptılar? Onların yarası "El Yâresi" idi. Ya bu "Dîl Yâresi"ne ne demeli!
Ey dost! Sözü uzun tuttuğum için beni bağışla! Senin yâdından başka , gönlümü neye bağlarsam, ona tövbe olsun. Seni zikretmeksizin, seni anmaksızın, nerede oturursam tövbeler olsun. Sen bana yine kuş dili ile konuş. Beni aşkınla deli dîvâne kıl. Sûretinden ve dahası sîretinden mahrum etme. Bu gönül senin evindir.
Sevgili!..


İşin özü ve özeti şu: Ecel geldiğinde
terk edecek ne kadar az şey var ise “lebbeyk!”
diyerek ölüme o derece çok kucak açılabilir. O halde varlığınız
çoğaldığı oranda onu hayır yolunda azaltınız ki yolculuklarınız kolay
olsun!.. Çokluğun derdi elbet çok olur; yokluk kapısında nefis de yok
olur.
Yunus ne güzel söylemiş: ...
Bunca varlık var iken
gitmez gönül darlığı.
İskender Pala (Varlık-Yokluk isimli yazısından..)
ETME
19 Nisan 2010 Pazartesi
Rumi'den
13 Nisan 2010 Salı
Yüreğini Koy
