Pervane uçtu, döndü, eritti kendini. Resimsiz, cisimsiz, unvansız hale geldi. Artık ne için dönecekti şekillere? Vuslattan sonra hangi hal vardı ki!
2 yorum:
Adsız
dedi ki...
Ataullah iskenderi hz. buyuruyorlar ki; hallacı mansur bulunduğu makamın edebini muhafaza edemedi ve canıyla ödedi... Eğer Hoca Abdülhalık Gücdevani'nin müridlerinden birine rastlasaydı, gereken makam terbiyesini alır, daha ileri dereceye atlar ve asılmaktan kurtulurdu...
Bu ifadeyi büyükler söyleyince önemli... demek ki Hallacı mansur hz. daha da aşacağı haller varmış...
Mevlana buyurdu ki: Dostluk ikiliği icap ettirir ve orada ikilik olmayan bir alem mevcuttur, sırf birlik vardır. Oraya erişince, bu ikisi sığamayacağından, dostluk ve düşmanlıktan çıkmış olur. Şu halde oraya, eriştiği zaman ikilikten ayrılmış demektir. Mesela Mansur'da Hakk'ın dostluğu son hadde varınca, kendi kendinin düşmanı oldu ve kendini yok ettirdi. '' Ene'l-Hakk'' dedi. Yani, '' Ben fena buldum, yok oldum; yalnız Hak kaldı, işte O kadar! '' demek istedi. Bu alçak gönüllülüktür. Kulluğun, bendeliğin son haddidir. Yani yalnız O'dur, demektir ve o kadar. Halbuki: '' Sen Tanrı'sın ve ben kulum.'' dersen bu, iddia ve büyüklükte bulunmak sayılır. Bununla sen, kendi varlığını da ispat etmiş oluyorsun. Böylece ikilik lazım gelir ve bu '' O Allah'tır!'' dediğinde ikiliktir. Çünkü ben olmadıkça o mümkün olamaz. Şu halde Ene'l Kakk'ı Hakk söylemiştir. Zira O'ndan garı bir varlık yoktur, Mansur da yok olmuştu ve o söz Hakk'ın sözüydü. Bu sözle ancak bu kadar anlaşılabilir, yoksa gerçek, mananın kelime ve cümlelerle belli olması imkansızdır.
Her kul kendi kalbiyle uçar. Kula kanat kalbidir, kalbden bahsimizde etten kemikten değil yine hallac deminde olduğu gibi içimizdeki haktır. Kendi yolumuz biredir ve her kul bire uçar. Saygı ve Selamlarımla.
Ne ilim ola ki intihâsı. Ne kul ola ki olmaya hatâsı (Pîrî Reis). / İlmin nihayeti olmadığı gibi ha
tutam
Rumi' den
Olduğum gibi kim görebilir beni, ne rengim var benim, ne nişanım. Benim de bildiğim sırlar var, diyeceksin ama, hem o sırlarım ben, hem o sırları saklayanım. Bu gönül ne vakit durulacak, bilmem. Ama şu anda hiç kımıldamadan duran da benim, yürüyüp giden de ben...
2 yorum:
Ataullah iskenderi hz. buyuruyorlar ki; hallacı mansur bulunduğu makamın edebini muhafaza edemedi ve canıyla ödedi... Eğer Hoca Abdülhalık Gücdevani'nin müridlerinden birine rastlasaydı, gereken makam terbiyesini alır, daha ileri dereceye atlar ve asılmaktan kurtulurdu...
Bu ifadeyi büyükler söyleyince önemli... demek ki Hallacı mansur hz. daha da aşacağı haller varmış...
Selam ve Muhabbetle!
Mevlana buyurdu ki: Dostluk ikiliği icap ettirir ve orada ikilik olmayan bir alem mevcuttur, sırf birlik vardır. Oraya erişince, bu ikisi sığamayacağından, dostluk ve düşmanlıktan çıkmış olur. Şu halde oraya, eriştiği zaman ikilikten ayrılmış demektir. Mesela Mansur'da Hakk'ın dostluğu son hadde varınca, kendi kendinin düşmanı oldu ve kendini yok ettirdi. '' Ene'l-Hakk'' dedi. Yani, '' Ben fena buldum, yok oldum; yalnız Hak kaldı, işte O kadar! '' demek istedi. Bu alçak gönüllülüktür. Kulluğun, bendeliğin son haddidir. Yani yalnız O'dur, demektir ve o kadar. Halbuki: '' Sen Tanrı'sın ve ben kulum.'' dersen bu, iddia ve büyüklükte bulunmak sayılır. Bununla sen, kendi varlığını da ispat etmiş oluyorsun. Böylece ikilik lazım gelir ve bu '' O Allah'tır!'' dediğinde ikiliktir. Çünkü ben olmadıkça o mümkün olamaz. Şu halde Ene'l Kakk'ı Hakk söylemiştir. Zira O'ndan garı bir varlık yoktur, Mansur da yok olmuştu ve o söz Hakk'ın sözüydü. Bu sözle ancak bu kadar anlaşılabilir, yoksa gerçek, mananın kelime ve cümlelerle belli olması imkansızdır.
Her kul kendi kalbiyle uçar. Kula kanat kalbidir, kalbden bahsimizde etten kemikten değil yine hallac deminde olduğu gibi içimizdeki haktır. Kendi yolumuz biredir ve her kul bire uçar. Saygı ve Selamlarımla.
Yorum Gönder